MAKALELER

KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA DAVASI VE USULSÜZ TEBLİGAT

28 Kasım 2021

Mülkiyet hakkı, Anayasa’nın 35. Maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.” Hükmü ile tanınmış, temel insan haklarından bir tanesidir. Ancak Anayasa’da tanınmış olması sınırlandırılamayacağı anlamını taşımamaktadır. Öyle ki maddenin hemen devamında “Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.” Hükmü getirilerek mülkiyet hakkının kamu yararı söz konusu olduğunda kanun ile sınırlandırılabileceği düzenlenmiştir. Mülkiyet hakkının sınırlandırılması ancak “kamu yararı” söz konusu ise mümkün olup sadece kanun ile sınırlandırılabilir.

 

            Mülkiyet hakkının sınırlandırılması yöntemlerinin başında “kamulaştırma” usulü gelmektedir. Bu kapsamda 04.11.1983 Tarihli 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu kabul edilmiştir. Kanun gereğince idareler, kamu yararı kapsamında yapması gereken kamu hizmetlerinin devamı ve teşebbüslerin yürütülmesi için gerekli taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedelleri nakden ve peşin olarak veya eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilirler.

 

            İdare, kamulaştıracağı taşınmazın bedelini ödemek için öncelikle satın alma usulünü kullanır. İdare tarafından kurulan komisyon ile malik arasında kamulaştırma bedeli üzerinde anlaşmak amacıyla pazarlık yapılır. Yapılan görüşmelerde tarafların anlaşması halinde tutanak düzenlenir ve belirlenen bedel idare tarafından taşınmaz malikinin banka hesabına yatırılır. Anlaşma sağlanamaması halinde idare tarafından mahkemeye başvuru yapılarak taşınmazın rayiç değerinin belirlenmesi ve bedelin malike ödenmesi ile taşınmazın idare adına tescili talep edilir. Mahkeme, keşif ve bilirkişi marifeti ile taşınmazın rayiç değerinin tespitini yaptırır ve taraflara bildirir. Taşınmaz bedelinin önceden ilan edilen bankaya taşınmaz maliki adına yatırılması üzerine mahkeme tarafından taşınmazın idare adına tesciline karar verilir. Bu karar taraflara tebliğ edilir.

 

            Taşınmaz malikinin adresinin tespit edilememesi halinde karar ulusal ve yerel gazetede ilan edilir. Bu noktada taşınmaz malikinin adresinin nasıl tespit edileceği ve tebligat usulü önem arz etmektedir. İdare tarafından taşınmaz malikinin adresinin tespiti için tapu, nüfus ve vergi müdürlüklerine yazı yazılarak güncel adres tespiti yapılmaktadır. Bu araştırma neticesinde taşınmaz malikinin adresinin tespit edilememesi halinde ise kolluk vasıtasıyla adres araştırması yapılması gerekmektedir. Yeterli araştırma yapılmaksızın taşınmazın ilanen kamulaştırılması halinde ise hukuka aykırılık söz konusu olup, bu aşamada kamulaştırmasız el atma söz konusu olmaktadır.

 

            Kamulaştırmasız el atma, idarenin usulüne uygun bir kamulaştırma işlemi olmaksızın özel mülkiyete tabi bir taşınmaza fiilen yahut hukuken el koymasıdır. Yeterli adres araştırması yapılmaksızın usulsüz tebligat ile taşınmazın kamulaştırılması da kamulaştırmasız el atmanın en bariz örneklerinden bir tanesidir. Usulsüz tebligat halinde yapılan işlem hiç yapılmamış kabul edilmekte ve kamulaştırma işlemi hukuki dayanaktan yoksun kalmaktadır.

 

            Geçmişte yapılan kamulaştırma işlemlerinde usulsüz tebligat yapıldığı yahut tebliğ işlemlerinin eksik yapıldığı bilinmekte olup, bu kapsamda taşınmazı kamulaştırılan malikler tarafından fiilen el konulan taşınmazlarının bedellerini almak amacıyla idareye karşı davalar açılmakta idi. Geriye dönük olarak idareye karşı davaların açılması sebebiyle, 11.06.2013 tarihinde 6487 Sayılı Yasa ile 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’na “Geçici Madde 7 : Mülga 31/8/1956 tarihli ve 6830 sayılı İstimlak Kanununun 16 ve 17 nci maddeleri ile 2942 sayılı Kanunun mülga 16 ve 17 nci maddeleri uyarınca mahkemelerce idare adına tescil kararı verilen kamulaştırmalarda tebligatlar ve diğer kamulaştırma işlemleri tamamlanmış sayılır. Bu kamulaştırma işlemleri sebebiyle hiçbir hak ve alacak talebinde bulunulamaz; kamulaştırmaya veya bedeline karşı itiraz davaları açılamaz; açılmış ve devam eden davalar bu madde hükmü uygulanarak sonuçlandırılır.” Hükmü eklenerek geçmişe dönük kamulaştırmasız el atma davalarının önüne geçilmiştir. Ancak bu hüküm evrensel hukuk prensiplerine ve mülkiyet hakkına doğrudan ihlal niteliği taşımakta olup, anılan yasa hükmü Anayasa Mahkemesi’nin 13.11.2014 tarih ve 2013/95-2014/176 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile geçmişte usule aykırı şekilde yapılan kamulaştırma işlemlerine karşı bedel tespiti talep edilmesinin de önü açılmıştır.

 

            Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından önce olduğu gibi iptal kararının ardından da Yargıtay tarafından usulsüz tebligat halinde geçmişe dönük taşınmaz bedelinin tespiti ve tahsilinin talep edilebileceği kabul edilmiştir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 2014/27802 Esas ve 2015/23317 Sayılı Kararında “Kendisine usulüne uygun kamulaştırma tebligatı yapılmamış kişi açısından kamulaştırma işlemi başlamayacağından bu kişiye ait taşınmazın Kamulaştırma Kanununun 16. maddesine istinaden daha önce tescil kararı verilmesi de dava açılmasına engel teşkil etmez. 13.03.2015 gün ve 29294 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Anayasa Mahkemesi'nin 13.11.2014 gün ve 2013/95-2014/176 sayılı kararının 14.09.2015 günü yürürlüğe girmesi ile 6487 sayılı Yasanın 22. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa eklenen geçici 7. maddesinin iptal edildiği anlaşılmakla bu maddenin uygulanması da mümkün değildir. Bu durumda, kamulaştırma işleminin davacıya ve murisi …'a usulüne uygun şekilde tebliğ edilmediği ve tamamlanmış bir kamulaştırma işlemi olmaksızın idarece taşınmaza fiilen el konulduğu bu nedenle, adı geçen davacının kamulaştırmasız el koymadan kaynaklanan tazminat talebinde bulunma imkânının olduğu nazara alınarak işin esasına girip talebin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi, Doğru görülmemiştir.” Şeklinde karar verilerek usulsüz tebligat ile kesinleştirilen kamulaştırma işlemlerine karşı tazminat talebinde bulunulabileceği belirtilmiştir.

 

            Tüm bu sürecin tamamlanması uzmanlık gerektirdiği için bu tür davalarda uzman bir avukata danışılması ve sürecin avukat vasıtası ile yürütülmesi hak kayıplarını önlemek adına son derece önemlidir.

 

                                                                                                                                               Av. İbrahim EKMEKCİ